|
İRFAN KÜLYUTMAZ
Nûr-i aynim, muazzez kaarilerim, işde tekrar telâkıy vukubuldu: Rabb’ime hamdüsenâlar olsun ki, sizlere kavuşmakdan başka hiçbir gayem yokdur.
Elhamdülillah, her ayın ilk pazarertesi günü, sizlerle mülâkıy olmanın bahtiyarlığını hiçbir şeye değişmem. Eh, kazatamızın kıymetli umumî neşriyat müdîri Ekrem Beyefendi, sağolsun, ‘İrfan beyin mekalelerini fevkalâde beğenmekteyiz!’ deye, bazı arkadaşlar vesateti ile bu fakiyre inşirah verici haberler göndermeye devam etdiği müddetçe bendenizin de bu sütunlardan siz muazzezlerimle hasbıhal edeceğim muhakkakdır. Rabbim, sıhhat verdikçe elbetde!...
Tabii Ekrem beyefendi, sütun komşum Recai Güllabdan efendiye de ayni şekilde iltifat etmiş midir,- bu husus mesmuatım dahilinde olmadı. Ekrem beyefendi, fevkalhâd kibar, nazik ve müsamaha sahibi bir zattır. İnsanları, hele hele kazatanın muharrirlerini, asla ve kat’a rencîde etmek istemez. Zeman zeman, sütunlarında turşucu Bekir’den, bozacı Şakir’den bahis açarak zihnimizi küşâd ve gönlümüzü irşâd eden zîkıymet mekaleleriyle Güllabdan biraderimizi de elbetde iltifatlarından mahrum bırakmamışdır, deye düşüneyorum... Rabbim Güllabdan biraderimizin kalemine kuvvet versin; zirâ birçok şıracı Hüseyin, kahveci Mahmut, tenekeci Yusuf, nalband Abdürrahim, tostçu Hüsam, çilingir Ziya, Bakkal Hüsnü, sobacı Kemal, tamirci muslukçu Abuzer, kuru temizlemeci Fatih, boyacı Selahattin, değnekçi Yasin, seyyar lotocu Mehmet Ali, berber Engin, overlokçu Kadriye, Remayyöz Füsun, kasap Süleyman, süpürgeci Arif, kaportacı Kazım, fennî sünnetçi Hilmi, kapıcı Niyazi, kurye Ali Osman, kokoreççi Misbah, tavukçu Hakkı, imam Zübeyir... ve daha esâmesini tahattur edemediğim birçok zevât- kirâm, Güllabdan biraderimin kan damlayan kalemi ile yazılmak üzere sıra beklemekdedir…
Gelelim Hakkı İnkilap beye... Efendim, Hakkı İnkilap bey, bir türlü rahat durmayor. Geçenlerde bir kazata, bendenizden iktibas ederek, ‘Hakkı bey, Türkçeden ancak tavukların dilinden anladığı kadar anlar’ lafımı tekrarlayınca, efendi galeyana gelerek ber-mutad esip savurmuş ve ber-mutad, aziz biraderim Hilmi beyefendiye çemkirmiş...
A benim Hakkı beyciğim, Hilmi bey Meydan Larousse’da Vedat Günyol, Oktay Akbal, Rauf Mutluay, Selahattin Hilav, Afif Obay, Faik Baysal, Galip Üstün ile aynı salonda, aynı onlarla aynı mevki ve statüde editör olarak çalışmışdır. Çoğu rahmet-i Rahman’a kavuşdu ise de, o senelerde Meydan Larousse’da çalışıp halen ber-hayât olanların şahadetine müracaat edilebilir. Hakkı bey ise tıpkı Okan Bayülgen’in poroğramında ‘konu mankeni’ olduğu gibi, Meydan Larousse’da da aynı pozisyonda bir ‘konu mankeni’ mesabesinde idi. Bütün terceme işleri rahmetli Adnan Benk hocamız vasıtasıyla kotarıldığı içün Hakkı bey, ekseriya odasında beşlik simit gibi oturmakdan başka bir şey yapmamışdır.
Hakkı bey unutmuş olmalı. Larousse’daki Fransızca ‘Mobilya’ maddesi çok kısa olduğu için Hakkı bey, Hilmi bey’den rica ederek, ‘Britannica’dan İngilizce ‘Mobilya’ maddesini sayfalarca terceme ettirmiş, nısfülleyle kadar çalışdırmıştı. Tabii, fazla mesai felan ödemeden...
‘Hakkı bey, Türkçeyi tavukların dilinden anladığı kadar anlayor’, demişdim. Galiba, tavuklarla düşe kalka, hafızası da tavuk hafızasına inkılap etmiş!!!
Efendim bu ay da bu kadar. Telâkıy gelecek aya inşallah. O vakde kadar Rabb’ime emanet olunuz. Zâtınıza hoşca bakınız. Au Revoir, canlarım beni...
|